19 Şubat 2012 Pazar

Seni Kimler Peydahlamış?


İki lezbiyenin birbirlerine duyduğu aşk kadar paraleldi herşey ve imkansızdı bir o kadar regl olan iki varlığın aşkından peydah olamayacak bir çocuk kadar.

Dudakları birleştiğinde çoğu kişide iğreti uyandıran bir ilişkinin kelebek etkisi,
tufana uğrattı tüm aşıkları ve biz o zaman 'peki,hoşçakal' diyebildik.
Nükleer santraller için yapılan protestolarda sloganlar atarken ardından 'beni kuraklaştıran sadece o'ydu.' çığlıkları atıyordu ruhum,biber gazı sıkmışlardı gözlerime ve tepkiydi sadece göz yaşlarım.
O'nu görmüştüm götürülüyordu ve benim elimden hiçbirşey gelmedi.
Çok güzeldin,utanmıştım.
Ne istediğini bilmeyen ahlaksız bir kadın olarak yargılardın sen beni,bense her kadın kadar biraz fahişeydim.
Sense bencildin biraz ve cesaretsiz.
Ve bu yüzden ilk aralıktan sızıp gittin.

14 Şubat 2012 Salı

Nizami

...

Herşey aynı.Değişen hiç birşey yok.Yatağımın yeri aynı,komidinimin,dolabımın,saç spreyimin..
Saçlarım,tırnaklarım uzuyor,her ay nizami bir şekilde regl oluyorum.
Kahvenin ve biranın,ekmek arası köftenin tadı aynı..
Herşeyin tadı var,rengi var ama hep aynı.
Değişen,farklı olan birşey yok.

..

Farklı olabilseydi keşke ama hiçbir fark yok çocuk.

7 Şubat 2012 Salı

İthafen (İdiyopatik)

...

Doğup,ergenliği tamamlayıp birey olduğun an bilirsin bir çok şeyi,öngörülerde bulunabilirsin.Bu içsel veya hissel bir durum değildir,tecrübelerle öğrenilmiştir.Örneğin;Güneşli havalarda yağmurun ardından gök kuşağının çıkacağını bilirsin ve gördüğünde şaşırıp yanındakini dürtmezsin.Kiranın gününü ne günü saatini geçirdiğin an telefon çaldığında arayan kişinin sevgilin,arkadaşın vs değilde ev sahibin olduğunu bilirsin (çocuklar sıkışık heralde bu ay Ayten,biraz daha bekleyelim hemen aramayalım diyen tonton böyle bir tatlı bir o kadar anlayışlı ev sahibi veya sahibesi yoktur),sabaha kadar içtiğin için sınava hazırlanamadığından dolayı notların açıklandığı hafta öğrenci bilgi sistemine girdiğinde AA ile karşılaşmayacağınıda bilirsin,köpeklerin bok yemekten vazgeçmeyeceğinide bilirsin mesala bilirsinde bilirsin.Deneyim de tecrübe de ne dersen de.

..

Ama bazı durumlarda (bunlar hisselde olabilir) bir yerden yakalarsın ve beyin kıvrımların o an farklı çalışmaya başlar.Sorular döner durur,döner durur,döner durur.Bir soruya verilebilecek iki milyon küsürden fazla cevap vardır.İşte o an sen o cevaplardan birini yakalarsın ama bu tecrübe değil,yaşanmışlık değil belki altıncı his zımbırtısı diyebiliriz.Hislerle hareket edilir mi?Edilmez tabikide..Bu yüzden salağa yatarsın.Bu salaklığı idiyotluk anlamında değilde bekle-gör teorisi olarak adlandıralım.Bir yatarsın salağa,iki yatarsın,üç yatarsın...Hala yatmaya devam ediyorsan bebeğim çok üzgünüm ama gerçekten salaksın.

..

(Sen) karşındakini hafife almaya devam etme.
Buna tavsiye de,ne diyo bu mal de ne dersen de...

4 Şubat 2012 Cumartesi

İd


 ...

Her gün bir sebepten dolayı ironiler içinde kendi etrafımızda dönüp duruyoruz,
kalçamıza vurup -''Raks et!'' diye bağırıyor ruhumuz.
Peki ya bu taktikler,teoriler,planlar,komplolar;
tümden gelen hayatın bize -''Sen zavallı,böyle yaşamalısın''deme şekli midir?
Ya da bir ele ihtiyaç duyan ruhumuzun;gerçekle gerçek olmayan arasına çektiği çizgi üzerinde kahkahayla -''Hadi bakalım çizginin dışına çıkmadan yürü'' deme şekli midir?
Farkındayız ki kendi hislerimiz ile bile oyunlar oynamaktan büyük bir haz alıyoruz.
Çocukken annemizin -''Üstünü başını kirletmeden oyna'' demesinden kastını büyüyünce anladık;
-''Oyna,oyna ama ruhunu kirletmeden''.

Ama kirlenmeden oynamak mümkün değildi ne sokaklarda ne de kendi senaryonda.
O zamanlarda yapardık hani;
Sokaktan eve geldiğimizde annelerimiz görmeden ellerimizi yüzümüzü yıkadıktan sonra,sağa sola tıkıştırırdık kirli eşyalarımızı.
Şimdilerde ise annelerimizle değil de kendi benliğimizle yüzleşemediğimiz için kirlettiğimiz ne varsa ruhumuzun en köhne yerlerine tıkıştırıyoruz
ve sonra sadece kendimizin duyabileceği bir sesle diyoruz ki:
-''evet,evet aslında ben iyi bir insanım.''



3 Şubat 2012 Cuma

Ruj Bir Sana Yakışıyor Canım, Selam

Önünde ki rakı bardağının yudumladığı tarafından başlar hayata kadın.
Bardakta bıraktığı ruj izi anımsatır;
hayatına giren adamların her birinin avucunda vardır dudaklarının kıvrımları.

Dilinde küfür nameleri olan kadınların sesi bir benim kulaklarıma hoş gelir;
Ruj bir benim dudaklarıma yakışmaz..


Hayat Benden Hafifmiş

Yakalayıp bir araya getirmekte zorlanıyorum hayatı.
Neresinden tutunmuştum hayata,
ve hayat neremden tutup kavramıştı beni kırarken gecelerimi?
uyandığımda tenimdeki nedenini bilmediğim morlukların sebebi buydu;
hayat bizi sıkı sıkı kavramaya devam ediyordu.
hayat hafife alınmaz derler, inanma.
bil, hayat kurduğumuz cümlelerden daha ağır değil aslında.

DNA

Salgın hastalıktan kurtulan bir virüs gibi ağır ağır sokuldu gözeneklerime nefesin. acısız, hissiz ve kanamasızdı. herşeyin aksine yönelen bir hedef gibi; sessiz, sakin, endişeli ama kararlı. intikam hissinden daha ağır ve yüce bir duyguyla karışıktı kokun.

Bir sahil kenarında yürümek elinde alkol şişesiyle, yavaşça martılara sövmek sinik sesinle,
böyle birşeydi varlığın. hazla karışık iğreti uyandıran ama sunulan cazip bir teklif gibi, isterek.

Karıncalanan parmak uçlarımda ,dokunduğum klavyenin silik harf izleri, ruhlarımızda ki karalanan denemeler, direktifler, kompozisyonlar ve yanılsamalar gibi. iştah kesen bir beynin durmadan hata vermesi ve telafisi olduğu halde mekanizmanın yanlış çalışması.

iliklerim kanıyor. Tanrı'nın adını anıyorum usul usul maneviyatsız zamanlar silsilesinde.
mütemadiyen duyduğum uğultular, aksak işleyen saatler, geçimsiz insan sürüleri.

ve bir de;
somutluğunu ayırt edemediğim, varlığım etrafında dolanıp duran kalabalık maddeler. DNA mın tükendiği aşkın ve avuç içlerin..

En Çok Alkolü Seviyorum Olric

Deli gömleği giydirilmiş zihnim parçalıyor direncimi. km'lerce uzaklaştığım hayatıma geri dönüş yolunu bulamamanın huzursuzluğu uyku problemi yaşamama sebep oluyor. daha fazla cem adrian dinleyip ve k.iskender okuyup, avuç içlerimi çürütmek istiyorum. parmak izlerimi dudaklarımın arasına sıkıştırıp tüm arta kalanları yutmak istiyorum.

istifraya sebep olan hayallerimin artıklarını duvarlarıma sıvayıp,
yeni duvarlar inşa ediyorum. yas tutup tutmama arasında sıkışıp kalmış kalbim büyümüyor artık. hafif şeylere aldırmayıp, kulaklarımı tıkıyorum. sadece kabuslarımdan kurtulmak istiyorum. bilinç altım sıçmış durumda. ama her gün bir katil psikolojisiyle uyanmak ve rüya olduğunu farkedip vücuduma yayılan huzuru, rahatlığı ve yırtmış olmanın heyecanını seviyorum.

vazgeçemiyorum.
korktuğum, sevmediğim şeylerden vazgeçemiyorum.

evet bende değişmiyorum..

elimin tersiyle ittiğim değerli olan şeyleri özlüyorum. bu yüzden beynimi ayaklarımın altına alıp bokunu çıkarmak istiyorum. lanetler yağıyor günlerime, ya da ah'larınız çıkıyor.

annemi seviyorum,
alkolü de
yanlışlarımı ve yaşanmışları da
ihanetlerinizi de
ihanetlerimi de.

yalanlarınızıda seviyorum.
tutkuyla, şehvetle.

vedaların bıraktığı tortulaşmış hayallerimide.

bu kadar.

Canım Selam, Otoban Köprüsüne El Salla

Bir otoban köprüsünde asılı kalmak istiyorum ilmeklerimden. uzuvlarıma vücut sıvım ani manevralarla basınç yapsın ve beyin kıvrımlarım görevlerinin ne olduğunu anımsasınlar diye yeniden.

usul usul esir oluyorum, bağımlı oluyorum, kalakalıyorum... iri gözler gölgeliyorum, hapsediyorum. Şehrimde yaşamak intihar.

dudaklarına değdikçe hissediyorum; tenin hoş kokulu cehennem, yandığım.. ve bir akrep kadar bile cesur olamıyorum, anlıyorum. beni senin öldürmeni bekliyorum tutkuyla..

aşk'ı tanımlamaya çalıştıkça sancılanıyorum. derimin altında yürüyor, tüm gözeneklerime iğne batırılmışçasına karıncalanıyor kanım.

ve..

ne zaman aşk'ı duyumsasam; yarım kalıyor, öksüzle$iyorum.

Yahudi Mahallesi Gibi İçim

Nasılsın sorusuna her zaman iyiyim deme alışkanlığı kazandırılmış olan, içindeki yaratığı zaptedememe,dürtülerinin agresifliğe dönüştüğü anlarda sinirsel dokularını parçalama ve beynini kullanmakta zorluk çektiği için mantıksal değerlerden uzakLa$an;ben sen ve o'nun anısına''..

..


ihaledeki son kozum 'maça'..
ama maça kızımı maça papazıma yar edebilirim..

her$eyden vazgeçebilecek kadar gözü kara bir hayat'ın en gözde oyuncağıyım,
elinden dü$ürmediği..

ninniler söyleyin bana,
gözlerimin içine bakabaka uyutun beni!
sonra bir prens gelsin,öpsün;
ve bende tokat atayım ya$ım kadar,ya$anmı$lıklar kadar..
senin kadar..

ordan dönülmez!
hiç dönülmez.
dönme..
..


yahudi mahallesi gibi içim,girme içime..

Cenabet Aşk

Ya yaşa ya da öl diye temmuz'un ortasında,
kurumuş yaprakları kaynatıp, suyunu içtim.
en güzel gülümsemenin üzerine istifra ettim sonra.


çünkü;
a$k'ta cenabet artık..

Yalanlar tragedyası

felfecir okuyan gözler tacizinde geçen günler, artniyetsizliğimi sınıyor. bu araLar umut taciri olduğuma dair söylentiLer var. doğruLuğu tartışılır. umutlarımın tacirinin sizler olduğunu sanırdım.

donarak yanıyor dünya. sağlamasını yapamadığım bir denklemin bilinmeyeni olmaya gayret eden hayatım, kifayetsiz.

sevmeyin diyorum beni, sevmeyin! sevmeyin çünkü; öldürüyor!

bir protesto hali. deliliğin yüzüme yakıştığı telafisiz anlar.
 

belki umut taciriyim, ama artniyetsizim, inanın. ne kadar veryansın etsemde, hepinizi nefret edicek kadar çok sevdim ben.

sana,bana,bize,hepimize;

renk katan anLamLı kıLan, bir orospunun kırmızı rujuydu, çorabındaki kaçıktı bazen. bildiğinden şaşmayarak hata yapıp, pişman olmamaktı. sevdiğin, özlediğin halde sevmiyorum diyip, evinin önünden zırt pırt geçip oturduğu kata doğru bakmaktı. sarhoş olup barın tam orta yerinde bok çuvalı gibi yere düşüp, utanıp, utanmadı numarası yaparak, yerden kalkmadan kendi haline gülmekti. güLebilmekti.

pişirdiğin yemeğin dibinin tutması, ev sahibinin kirayı geciktirdiğin için seni bir güzel azarlaması ve sevgilini bir başkasıyla görmek bile bazen.

bazen..

bazen de, bizim kanattığımız
ama;
kanattıklarımızla beraber, bizimde kanayan yaralarımızdı.

buydu,
tam oLarak bu kadardı..




22.o3.o9'

Çocukken küvette yüzme çabam kadar,
mantıksız,
yorgun günler..
ıssız, soğuk ve rutubetli hayalin..
duyduğun;
içimden geçirdiğin trenin sesi,
korkma..

Ruhuyla Buluştum Geçenlerde.

ŞimdiLerde;
ipinden kurtulan uçurtmanın hüzünlü telaşı var içimde biryerlerde.
bir evin camından bakan küçük bir çocuğun meraklı bakışlarını hissediyorum üzerimde..
kirpiklerinin gölgesi yanaklarına düşmüş,
yediği çikolatanın izleri kalmış dudaklarının çehresinde..
bir de annesinin kokusu üzerinde..

acılarım firar edeli,
ağzımın tadı bozuldu..
yaptığım kağıttan gemi taşır sandım beni
ama
...


O'nun ruhuyla buLuştum geçenlerde..

Telafisiz anlar

hayatında, bana dair hiç birşeyin kalmamasını istediğini söyleyip, omzuna düşen tek tel saçımı bile ellerime tutuşturduğun, o gece...
ayağım asfalta değdiğinde yaşadığım haz yerin dibini benden önce tattı. bir kadeh şarabın ağzımda bıraktığı kötü tat, soğuk havayla karşılaşınca, nefesimle beraber buhara dönüşerek evlerin açık pencerelerinden içeriye doluştu. gülümsedim, uykularında yüzlerine çarpan nefesim gibi irkildim. aldırmadan hızlı adımlarla, çekip gitmekti tek isteğim. ertesi gün hatrımda bile değildi, başarmıştım. kendi hayatımdan kaçmaktı belkide tüm çabam. belkide kaçmadan tam orta yerinde dikilip öylece beklemekti. ama yapmadım. gururumun kalbimdeki çırpınışı gitgide ritimlerini hissettiriyor bedenimde. salaksın! dedim kendime. bildiğin salaksın. vitrin camlarında kendi silüetimi izledim her alışverişe çıktığımda, akan makyajımı ellerimle sildim. sonra o iğrenç kalabalığa gülümsedim günlerce. belkide yıllarca yaptım bunu. hatırlamıyorum. sarhoşta oldum. apartmanın merdivenlerinden de düştüm. evin kapısının deliğini zor buldurdum. dost bildiğimi aradım, ulaşamadım. sırf ellerimi ısıtabilmek için çay bile demledim, kesmedi türk kahvesi içtim.
televizyonu açtım sarmadı kapattım. yemek yapayım dedim, beceremedim. en iyisi uyumak dedim, onu bile ba$aramadım. çok aylak kaldım ama yine de seni aramadım. bu yüzden takdir bile ettim kendimi. sonrada protesto.